Özgürlük masaya dökülen tuz taneleri kadardır.
Bir kadın bakıyor pencereden.
Mutsuz.
Bir adam geçiyor karşı kaldırımdan.
Umutsuz.
…
Aşk, tam ortada duruyor.
Adam bakıyor.
Kadın ağlıyor.
Aşk, geçip gidiyor
Dostoyevski
"Tanrıların itaatkâr hizmetçisi olmaktansa, bu kayaya zincirli kalmayı üstün tutarım.
Prometheus
Bir yer var, biliyorum
Her şeyi söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum
Anlatamıyorum.
Orhan Veli
"Ve bir gece daha uykusuzluk..Uykum olduğu halde uyuyamamak iğrenç bir durum. Kafamı yastığa koyduğum zaman aklım da uçuşan kelimeler şarkı sözleri ve hayallerim, terlikleriyle bir bir basamaktan çıkıp gezinip duruyorlar. Balkon da temiz hava alırsam belki daha iyi olacağımı düşündüm fakat korkup içeri girdim. Gecenin sükûnetli sesizliği, uzakta köpeklerin konuşmaları ve rüzgârın soğuk melodisi içimi ürpertti.
Oturduğum sandelyede gözüme çarpan müzik çalarımın benim için ne kadar değerli olduğunu fark ettim. Benliğimi mayhoş eden o aletin değerini anlamak onu hissetmek.
Ne bilim bir ütünün, masanın, kitabın, kalemin, tablonun, küllüğün… hayatımızda olup ama farkına varamadığımız bir sürü soyut ve somut varlıkların değeri..
Bir ağaç düşünün ilkbaharın güzelliğinde saçan tomurcuklarından sonra doğurduğu çocuğu insanlar sunması. Ya da açlık güdümüzü gidermek için meydan gelen onca yemek çeşitleri, üşüdüğümüzde kazak, palto her neyse işte insan egosunu tatmin eden her şeyin değerini anlamak.
Boşa harcadığımız saniye dilimi.Kurduğumuz hayallerin bile bir değeri vardır.mesela ben şuanda çalmak istediğim akordiyonun çıkardığım o saçma sapan seslerin ve yayını esnek bir şekilde oynatışımı parmaklarımın tuşların üstündeki dans ederek alay edişimi hayal ediyorum ve bunun için ayırdığım değerli zamanı değerini fark ettim…
özge kılıç
Bomboş sokaklarda,
Bir kedi kadar habersiz ve bir kuş kadar özgür,
Ulaşmak istediğim bir yer ve ulaşamadığım bitmeyen bir sokak
Bu sokak..
kaybolmuş ve kendimi aradığım bomboş sokaklardayım
Ve arkamda sadece bıraktığım karanlık içerisindeyim.
Ne mutlu hayvanlara en çok benzeyen insana, bizim zorla çalışarak sahip olabildiğimiz varlığa, parmaklarını bile oynatmadan sahip olur o, ancak hayali yollardan geçerek dönebildiğimiz evinin yolunu bilir; ve bir ağaç gibi olduğu yere sıkıca kök salmış olduğundan manzaranın, dolayısıyla güzelliğin bir parçasıdır, biz ise araf efsanelerinden, yararsızlığın ve unutuşun etten kıyafetler giymiş figüranlarından başka bir şey değiliz.
Pessoa
"